• Sanat ve Şemsiye

    Hayat saldırır, onun işi bu. Biz insanlar, daha doğduğumuz andan itibaren farkında olalım ya da olmayalım bir savaşa dahil edilmişizdir.…

    Sanat ve Şemsiye

    Hayat saldırır, onun işi bu. Biz insanlar, daha doğduğumuz andan itibaren farkında olalım ya da olmayalım bir savaşa dahil edilmişizdir. Bu süreci belki de dünyaya geldiğimiz andan; yani ciğerlerimize taze oksijenin dolmasıyla birlikte haykırarak ağladığımız ve içimizde kavrulmuş bir acıyı hissettiğimiz dakikadan başlayarak anlamalıyız. Hayatın bize karşı ilk saldırısıdır taze oksijen; ve elbette hazırlığımız yoktur. Bu çaresizliğimizi fark etmemizle birlikte kendimize kalkanlar ediniriz. Bir vakit sonra, biz henüz bir küçük çocukken, hayatın “can sıkıntı”lı zamanlarından, oyunlar oynayarak kurtulmaya çalışırız. Bu…

  • İlk Kadın

    Bir kadının yüzü, gözlerimiz vasıtasıyla gönlümüze ilk nerede, ne zaman düşmüştür, bilmeyiz. İnsanın çoğu zaman erişebileceği en uzak nokta olan…

    İlk Kadın

    Bir kadının yüzü, gözlerimiz vasıtasıyla gönlümüze ilk nerede, ne zaman düşmüştür, bilmeyiz. İnsanın çoğu zaman erişebileceği en uzak nokta olan kendisi, yine kendiyle ilgili olup merakımızı uyandıran çoğu sorunun cevabını bize vermez. Kendimiz, çözemediğimiz bir bulmaca gibi önümüze serilir dururuz; tüm cevaplar bizde saklı olmasına rağmen, onları görmemizi engelleyen, kökleri çocukluğumuza kadar inen ince ve kara bir tül vardır. Kaldırıp onu oradan alması zordur. Altında, bizim gönlümüze gözlerimiz vasıtasıyla düşmüş ilk kadının yüzü kendini tümüyle göstermekte nazlanır; ama yine de…

  • Biz İnsanlar

    Biz insanlar, yüreğinde çeşit çeşit acıların hiç durmadan tınlamasına aldırmadan yarına dair umutları bir kanarında yaşatabilen garip varlıklar yani,  her…

    Biz İnsanlar

    Biz insanlar, yüreğinde çeşit çeşit acıların hiç durmadan tınlamasına aldırmadan yarına dair umutları bir kanarında yaşatabilen garip varlıklar yani,  her hikayeden yeni bir malumat, her malumattan bir bilgelik çıkarırken, en şiddetli zevkleri, bize bir dönem büyük acılar vermiş olanları hatırladıkça duyduğumuz ızdıraplardan yontarız.   Aradan zaman, çokça zaman geçer.   Hayatın bizim için hazırlamış olduğu nice mucizeleri gördükçe, yaşadığımız acılar, bizleri bugünlere erdirmek vasfıyla kıymetli bir anlam kazanır gözümüzde. Neredeyse şükreder oluruz acımıza.   Yandıkça güzel kokular çıkaran tütsüler gibi,…

  • Rüya Apartmanı ve Fahim Bey

    Bir martı avazı çıktığı kadar bağırıyor durduk yere. Ay, kapının üst çıtasındaki bir çiviye asılmış gaz lambası gibi gökyüzünde hareketsiz…

    Rüya Apartmanı ve Fahim Bey

    Bir martı avazı çıktığı kadar bağırıyor durduk yere. Ay, kapının üst çıtasındaki bir çiviye asılmış gaz lambası gibi gökyüzünde hareketsiz duruyor öylece. Solunda Boğaz’ı seyrederken, karşısında Üsküdar’ı selamlayan balkonumda oturmuş, koyu lacivert, neredeyse siyaha kaçan rengiyle dipsiz ve sonsuz bir denizi izliyorum. Vapur ve gemi seferleri biteli saatler olmuş, gece neredeyse sabaha varacak; ölümü ay’ın elinden olmuşa benzeyen bu Boğaz ölesiye sakin, karşı yakanın sahilinde yanan lambalar oynak ışıklar seriyorlar kıyıya, içerideki odadan bir müzik duvarlara çarpa çarpa balkona kadar…

  • Erdi Bahar ve EFSAD

    Günlerim bir acele hastalığına tutulmuş, Fahim bey’in yıllarının tutulduğu gibi.  Koşuşturmacalar arasında kendimizi görmekte zorlanıyoruz tabi. Neredeyse günler geçiyor, bir…

    09 Nisan 2012

    Erdi Bahar ve EFSAD

    Günlerim bir acele hastalığına tutulmuş, Fahim bey’in yıllarının tutulduğu gibi.  Koşuşturmacalar arasında kendimizi görmekte zorlanıyoruz tabi. Neredeyse günler geçiyor, bir kez bile öpmüyoruz kendi yanaklarımızdan. Aşağı yukarı benim günlerim de, Fahim beyin yılları gibi bir acele hastalığına tutulmuş ki, yakalayabilene aşkolsun. Günlerimin bu yarışında hep en geride ben kalıyorum. — Şu günlerde bir bahar erdi gönlüme.  Belki de ben bir bahara yakalandım. Belli mi olur, bakarsın yakında -ki belki çok yakında- bir çiçek açar dallarımdan, sizlerle de paylaşırım. Böyle üstünkörü…

  • Gerard De Nerval / Doğu’ya Yolculuk

    Bazı yazarları tanımakta geç kaldığımı düşünürüm. İlk kez 17’mde Oktay Rifat’ın bir kitabına denk geldiğimde hissettim bunu. 17 o zamanlar…

    Gerard De Nerval / Doğu’ya Yolculuk

    Bazı yazarları tanımakta geç kaldığımı düşünürüm. İlk kez 17’mde Oktay Rifat’ın bir kitabına denk geldiğimde hissettim bunu. 17 o zamanlar fena bir yaş sayılmazdı benim için; en azından bir şeylere geç kaldığımı düşünecek kadar “ileri” bir yaş sayılırdı. 18’imde, bir gün Galatasaray Lisesinin önünde Yaşar Kemal’i görmüş, yanına gidip “merhaba, ben 18” cinsinden bir tatlılıkla, o babacan adamın gülümseyişini dudaklarından söküp almıştım. Tabii bununla yetinmemiş, kendisinin az önce çıkmış olduğu Yapı Kredi Yayınları’na zorla! sokup, kendime bir kitap imzalatıp, bir…

  • Şehirli Bir Derviş

    Bir gün ofisinde otururken, kapısını kitlemiş, sandalyesine çökmüş, sandalyesini masasına yaklaştırmış, telefonunun ses kayıt bölümüne girmiş ve bu sefer kaydetmiş.…

    09 Mart 2012

    Şehirli Bir Derviş

    Bir gün ofisinde otururken, kapısını kitlemiş, sandalyesine çökmüş, sandalyesini masasına yaklaştırmış, telefonunun ses kayıt bölümüne girmiş ve bu sefer kaydetmiş. O an ne düşündü, içindeki hangi hatıraların köküne can suyu verip hayata döndürdü, hangi hasretlerin ızdırabını çekti bilinmez. En nihayetinde, Abdulhak Şinasi Hisar‘ın dediği gibi: İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır. Ki babası olsa da bu insanın. Ben bu ses kaydını çok kez ama çok kez…

  • Pazar Pazar

    Sağ yanağıma konan bir öpücüğü hayal meyal hatırlıyorum…

    Pazar Pazar

    Sağ yanağıma konan bir öpücüğü hayal meyal hatırlıyorum…

  • Seraplarda Kuşlar

    Sizin de bu çaresizliğe düştüğünüz zamanlar olmuştur. Bir yol ayrımında durup, önünüzde uzanan yolların tamamına uzun uzun bakıp, hangisine gitmek…

    Seraplarda Kuşlar

    Sizin de bu çaresizliğe düştüğünüz zamanlar olmuştur. Bir yol ayrımında durup, önünüzde uzanan yolların tamamına uzun uzun bakıp, hangisine gitmek istediğinizi pek kestiremediğiniz ve dahası hepsine gidebileceğiniz için aslında kaybolduğunuzu anladığınız zamanlar. O anlarda, yani kaybolduğunuzu kavradığınız anlarda sizi de bir ürküntü sarıyor mu? Korkuyor musunuz siz de anlamış olmaktan? Her yanınız binlerce merak ve şüpheyle kurcalanıyor mu sizin de? Hepsinden öte, ne istediğinizi bilememenin sancısı giriyor mu karnınıza? Bazı zamanlar, sizin de çıldırmaya ramak kala durup, kendinizi sakinleştirmek için…

  • Engin GÜNEYSU

    Bu yazıyı bundan üç sene önce yazıyor olsaydım, konunun göbeğinde duran kişiyle ilgili zannediyorum ki daha resmi bir dil kullanmak zorunda…

    26 Şubat 2012

    Engin GÜNEYSU

    Bu yazıyı bundan üç sene önce yazıyor olsaydım, konunun göbeğinde duran kişiyle ilgili zannediyorum ki daha resmi bir dil kullanmak zorunda kalırdım. Ancak aradan geçen bu süre zarfında, o kişiyle bir tür dostluğumuz oluştu ve o artık benim için bir konunun öznesinden ziyade, gerçekten çok sevdiğim kıymetli bir arkadaşa dönüştü. 2008 yılında, Ankara’da henüz öğrenciyken, bir haftasonu için ailemin yanına, İstanbul’a gelmiş ve nereden duyduysam Taksim’de ağırlıklı olarak fotoğrafçılara yönelik açılmış olan PhotoPark isimli kafeye gitmiştim.  Çok mütevazi bir şekilde donatılmış…